Ders Notları

Osmanlı Devleti’nde Divan Teşkilatı

Osmanlı Devleti’nde Divan Teşkilatı

Divan Örgütü (Divan-ı Hümayun)

Osmanlı Devleti’nde en üst yönetim mekanizması ve en üst mahkeme olan Divan örgütünün temelleri Orhan Bey tarafından atılmıştır. II. Mehmet’e kadar karar organı olarak çalışan Divan örgütü, II. Mehmet’in divan başkanı olarak padişahın yerine sadrazamı başkan yapması ile ilgili kanunun ardından danışma organına dönüşmüştür.

XIX. yüzyıla kadar çalışmalarını bu şekilde sürdüren Divan örgütü, II. Mahmut’un girişimleri sonucunda 1835’te kaldırılmış yerine Nazırlık (Bakanlık) sistemi getirilmiştir.

Divan-ı hümayunda toplumu ilgilendiren, idari, mali ve askeri sorunlar görüşülürdü. Burada alınan kararlar padişahın onayından geçtikten sonra şeyhülislamın onayına sunulur ve şeyhülislamın fetvasıyla kanun olarak yürürlüğe girerdi. Diğer taraftan Türk İslam devletlerinde hükümdar ile halk ve hükümdar ile hükümet arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinde etkili olan Divan-ı Mezalim’in görevlerini de Divan-ı hümayun üstlenirdi. Kaza mahkemelerinde karara bağlanan davalar itiraz durumunda ikinci kez burada görüşülürdü.

Bu üç kolun sahip olduğu yetkiler, birbirlerine karşı üstünlük sağlayamayacak kadar dengeli dağıtılmıştı. Bu durum devletin işleyişinde padişahın mutlak gücünü artırıyordu. Merkezden taşraya uzanan yönetim , yargı ve maliye kurumlarının yetkilisi olarak işlem yaparlardı.

Divan Üyeleri

XVI. Yüzyıla değin Divan-ı Hümayun’un toplantılarında Vezirazam, Kubbenişin Vüzera (rütbece sıralanan vezirler), Kadıasker, Deftardar, Nişancı, Yeniçeri ağası ve eğer İstanbul’da ise Rumeli Beylerbeyi de asıl üye olarak hazır bulunurdu. XVI. Yüzyılda yapılan düzenlemeler sonucunda Kaptan-ı Derya, XVII. Yüzyıldan itibaren de Reis-ül Küttab divan toplantıları-na asil üye olarak katılmışlardır. Bunların dışında önceleri, gerektiği zaman Divan toplantılarına çağrılan Müftü (Şeyhülislam) de XVI. Yüzyılda toplantılara sürekli katılmıştır.

Divan-ı Hümayunda alınan kararların uygulanması ve kayıtların tutulmasında beylikçi, tahvil, rulûs ve amedi kalemleri görevliydi.

SEYFİYE (Ehl-i Örf)

1. Vezir-i azam (Sadrazam)

Padişahın mutlak vekili olarak görev yapar, hükümet işlemlerini padişah yerine onaylayıp resmileştirecek imparatorluk mühürlerini taşırdı. Bu durum onu protokol bakımından devletin ikinci kişisi haline getiriyordu. II. Mehmet’ten itibaren Divan toplantılarına başkanlık eden Vezir-i azam, mülki ve askeri büyük makamlara atamalarda bulunur, sultan sefere katılmadığında ordunun komutasını ele alırdı. Ayrıca başkentteki düzen ve yönetimden de sorumluydu.

Saray içi hizmetlerde, yargı sisteminde ve Yeniçeri ağası üzerinde yetkileri olmadığı gibi mali işlemlerde de Defterdarın onayı olmadan herhangi bir giderde bulunamazdı.

Soru: Sadrazam padişahın mutlak vekili olmasına karşın, yetkilerinin sınırlanmasının nedeni ne olabilir?

2. Kubbenişin Vüzera (Vezirler)

Vezir-i azamın halefleri olarak divanda hiyararşik bir düzende sıralanan vezirlerin sayıları önceleri iki iken II. Mehmet zamanında dörde, I. Süleyman zamanında ise yediye çıkarılmıştır. Sadrazamın ölümünden sonra, ikinci vezir baş vezirlik görevine getirilirdi. Yönetim ve askerlik işlerini yürüten vezirler, eyaletlerde merkezi yönetimin uzantısı olan Beylerbeyi, Sancak beyi, kapıkulu zabitleri ve neferleri ile tımar beylerinin (yürütme gücünün) divandaki temsilcileriydiler. Padişah “Örf”ünün uygulayıcısı olan vezirler silah kullanma ve taşıma yet-kisine sahiptiler. Devşirme kökenli olup, Enderunda yetişirlerdi.

3. Kaptan-ı Derya

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nden itibaren Kaptan-ı Derya da Divanın asıl üyesi olmuştur. Divan toplantılarına katılan deniz başkumandanı tersaneye ait işlere bakar, donanma ile ilgili çalışmaları yürütür ve davaları dinlerdi.

İLMİYE (Ehl-i Şer)

Devletin temel ideolojisini savunan ve kuşaktan kuşağa aktaran bu kol, medrese de yetişen, Türk kökenli kişilerden oluşurdu.

1. Kadıasker (Kazasker)

Divan-ı Hümayun da büyük davalara, medrese işlerine bakmak, kadı ve müdderislerin atamalarını yapmak en önemli görevleridir. II. Mehmet Dönemi’nde Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olarak sayıları ikiye çıkarılmıştır.

2. Müftü (Şeyhülislam)

İslam Hukukunun temsilcisi olan Müftüler, Divan toplantılarına sürekli katılmazlardı. Yapılan çalışmaların Şer-i Hukuka uygun olup olmadığı konusundaki şüphelerin giderilmesi için Di-vana davet edilirlerdi. Ancak II. Mehmet’in Kanunname-i Ali Osmaniye’de, ulema sınıfının başı olarak Müftü’yü belirlemesi ile devlet yönetimindeki etkileri artmıştır. Böylece tüm medrese işlerinde, üst derecedeki kadı ve müdderis atama yetkileriyle donanarak kazaskerin üze-rinde yer almış ve Sadrazamdan sonra gelen en yetkili rütbeye sahip olmuştur. II. Bayezıd’dan itibaren, devlet idare ve siyasetiyle ilgili divan kararları ve padişah kararları, din hukuku ile bağdaştırılarak fetvalar yoluyla, meşruluk kazandırılmak istenmiştir. Böylece Osmanlı Devleti’nde teokratikleşme süreci de başlamıştır. Müftülerin ulaşabileceklerdi en üst rütbe Şeyhülislamlık olduğundan, XVI. Yüzyıldan itibaren ulemanın başı ve imparatorluğun önde giden din otoritesi şeyhülislam olarak atanmıştır.

KALEMİYE (Ehl-i Kalemiye)

Osmanlı Devleti’nin idari ve mali bürokrasisini oluşturan bu kolun Divan’daki temsilcileri Nişancı, Defterdar ve Reis-ül Küttab’dır.

1. Nişancı

Padişah fermanlarını, beraat ve ahid gibi resmi yazıları düzenleyerek Örf-i Hukuka uygun olmasını sağlar, meşrulaştırmak içinde padişah tuğrasını çeker, tahrir defterlerini tutardı. I. Süleyman Dönemi’nde toprak kayıt ve dağıtım işleri (tımar sisteminin düzenlenmesi) de Nişancıya verilmiştir. Divan-ı Hümayun’da bir nişancı bulunurdu. Devşirme kökenli olup Enderunda eğitim alırlardı. Nazırlık sistemine geçilmesinden sonra bu makam kaldırılmıştır (1836).

2. Reis-ül Küttab

Önceleri Nişancıya bağlı çalışan Reis-ül Küttab, XVII. Yüzyıldan itibaren bağımsız bir kurum olarak çalışmıştır. Padişah fermanlarına uygun olarak emirleri yazmak, hükümdara ve sadrazama gelen mektupları tercüme etmek ve bunlara yanıtlar hazırlamak, görevleri verilmiştir.

3. Defterdar

Divan-ı Hümayun da mali alandaki işlemler defterdarın sorumluluğunda idi. Osmanlı Devleti’nde iç ve dış olmak üzere iki hazine bulunmaktaydı. Padişahın özel servetinin bulunduğu iç hazine sorumluluklarına dahil değildi. Devlet gelirlerinin dış hazineye teslimi ve bunların harcamaya dönüştürülmesi en önemli görevleriydi. Divanda iki defterdar bulunurdu. Rumeli defterdarı baş defterdar olarak Anadolu defterdarından daha geniş yetkilere sahipti. Baş defterdar yatırım, para basımı ile ilgili girişimleri ve hazırladığı bütçeyi önce sadrazama sunar, padişah onayı ile de uygulamaya koyardı.

Çalışma: Tahrir defteri, berat, ahid tuğra sözcüklerinin anlamını araştırıp yazın.

Kurucunun Mesajı

Merhaba!

Blog sayfamda birbirinden ilginç konularda hazırladığım içeriklere göz atmadan çıkış yapmazsan sevinirim. Ayrıca beğendiğin içerikleri sosyal medya hesaplarından da paylaşarak destek olabilirsin.

Akademi Facebook sayfasını da beğenmeyi unutma!

Yücel KESEN

Facebook’ta Bizi Takip Edin

Sponsorlu Bağlantı

Öne Çıkanlar

Sponsorlu Bağlantı